Hürmüz Boğazı… Dünya enerji ticaretinin can damarı, Basra Körfezi’nin okyanusla tek bağlantısı. Bu daracık su yolu, küresel petrol arzının önemli bir kısmının geçiş güzergahı olması nedeniyle tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olmuştur. Ve bu stratejik önemin merkezinde, boğazın kuzey kıyılarında yer alan İran bulunmaktadır. Peki, İran tarihinde Hürmüz Boğazı’nı gerçekten kapattı mı ve günümüzde böyle bir hamle yapma potansiyeli var mı?
Tarihsel kayıtlara bakıldığında, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiziki olarak, tamamen ve uzun süreli bir şekilde kapattığına dair doğrudan ve kesin bir olaydan bahsetmek zordur. Ancak, boğaz üzerindeki egemenliğini vurgulayan, tehditkar söylemlerle seyrüseferi kısıtlama veya engelleme niyetini ima eden dönemler olmuştur. Özellikle İran-Irak Savaşı (1980-1988) sırasında, “Tanker Savaşı” olarak bilinen evrede, her iki taraf da karşı tarafın petrol ihracatını engellemek amacıyla tankerlere saldırmıştır. Bu dönemde İran, boğazı tam olarak kapatmasa da, deniz trafiğini ciddi şekilde tehdit etmiş ve uluslararası gemi geçişlerini riske atmıştır. Mayın döşeme eylemleri ve gemilere yönelik saldırılar, boğazın kapanma ihtimalini her zaman canlı tutmuştur. Bu, tam bir kapanma olmasa da, boğazın işlevselliğini ciddi şekilde sekteye uğratma potansiyelini açıkça göstermiştir.
Günümüze geldiğimizde ise, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması potansiyeli, İran’ın dış politikası ve bölgesel gerilimlerle doğrudan ilintilidir. İran, özellikle nükleer programı, yaptırımlar ve ABD ile ilişkilerindeki gerilimler arttığında, Hürmüz Boğazı kartını sıklıkla masaya süren bir aktör olmuştur. Bu, genellikle bir blöf müdür, yoksa gerçek bir tehdit mi? Bu sorunun cevabı, küresel petrol piyasalarını ve siyasi aktörleri her zaman endişelendiren bir belirsizlik barındırır.
İran, boğazı kapatma kapasitesine sahip olduğu konusunda bir tartışma yaratmaz. Sahip olduğu deniz kuvvetleri, füze sistemleri ve mayın döşeme yetenekleri, kısa süreli de olsa boğazdaki seyrüseferi ciddi şekilde aksatma veya tamamen durdurma potansiyeli taşımaktadır. Ancak böyle bir eylemin, İran için de yıkıcı sonuçları olacağı aşikardır. Zira İran ekonomisi, petrol ihracatına büyük ölçüde bağımlıdır ve boğazın kapanması, kendi petrolünü ihraç etmesini de imkansız hale getirecektir. Dahası, böyle bir adım, uluslararası toplumun büyük bir tepkisine yol açacak ve askeri bir müdahaleyi tetikleyebilir.
Dolayısıyla, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tamamen ve uzun süreli kapatması, rasyonel bir karar olarak görülmemektedir. Bu daha çok, müzakerelerde elini güçlendirmek, uluslararası baskıya karşı bir koz olarak kullanmak veya bir tespiti dile getirmek amacıyla yapılan bir tehdit dilidir. Ancak bölgesel gerilimlerin tırmandığı, yanlış anlaşılmaların veya hesap hatalarının yaşandığı senaryolarda, bu “tehdit” olasılığının kısa süreli bir kaosa dönüşme riski her zaman mevcuttur.
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı, geçmişte İran tarafından doğrudan ve sürekli olarak kapatılmamış olsa da, gerilim dönemlerinde kapatılma tehdidiyle küresel istikrarı sınayan bir nokta olmuştur. Bugün de bu potansiyel, jeopolitik denklemin önemli bir parçası olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, boğazın güvenliği ve uluslararası denizcilik serbestisi, bölge ülkeleri ve küresel güçler için her zaman öncelikli bir gündem maddesi olmaya devam edecektir. Gelecekte yaşanabilecek her türlü krizde, Hürmüz Boğazı’nın akıbeti, dünya gündemini belirleyen en kritik sorulardan biri olmaya devam edecektir.